Böyle bir yargıya saygı duymuyorum!..’
Bazı sözleri tekerleme hâline getirmişizdir. Meselâ, ‘Yargıya saygılıyız’ ya da ‘Yargı kararlarına saygılıyız’ deriz. Yargıya, adalete bir kurum olarak baktığımızda elbette değer verir, saygı duyarız. Lâkin, yargıdaki siyasallaşmış, âdeta ideolojik bir zihniyete saplanmış bazı kuruluşların ve kişilerin eylemlerini görünce, bunlara karşı hiçbir saygınızın kalmadığını düşünüyorsunuz.
Anayasa Mahkemesi’nin geçen yılki ‘367 kararı’, bırakınız hukukçu olmayı, okuduğunu anlayan tarafsız kişilerin dahi alabileceği bir karar mıdır? Ya, her fırsatta hukuku eğip bükerek siyasî mahiyette bildiriler yayınlayan Yargıtay’daki, Danıştay’daki ideologlara ne demeli? Şurası artık açıkça anlaşılıyor ki; Türkiye’de, Anayasa Mahkemesi Partisi, Yargıtay Partisi, Danıştay Partisi gibi, görünmeyen partiler var. Bu parti mensupları, ellerindeki adalet terazisini kendi siyasI ve ideolojik görüşleri istikametinde keyiflerince kullanabiliyorlar.


Talebinde ısrar eden Başsavcı, parti kapatmak için Ceza Kanunu’nda suç olan fiilleri işleme zorunluluğu bulunmadığını savundu. 1946 yılında çok partili hayata geçilmesiyle birlikte irticanın partilere sızdığını ileri süren Yalçınkaya, ilginç değerlendirmelerde bulundu: “Partilerin kapatılması çoğulcu demokratik sistemin kendini koruma araçlarındandır. Suç niteliği taşımayan eylemler ile suç olmaktan çıkarılan fiiller, partiler için yasak olma niteliğini sürdürebilir. Kapatma bir ceza değildir. Delillerin gazete kupürlerinden temin edilmesi kanuna uygundur. Türban, bir siyasî simgedir. Din ve vicdan özgürlüğü kapsamında koruma göremez, insan hakkı olarak savunulamaz.”
İşçi Partisi’nde ele geçirilen CD’lerde çok önemli bilgilere rastlanıldı…
Türkiye karşıtı Rubin’in kapatma davasından bir yıl önce ‘AK Parti’yi kapatmak için yargı süreci işletilecek’ diye yazdığı ortaya çıktı.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, anayasal sorunların çatışmayla değil, hukuk kuralları çerçevesinde karşılıklı diyalog ve uzlaşma yoluyla çözülmesi gerektiğini söyledi.